Kategoriler
Diyetisyenler

Sıcakta egzersize dikkat!

Hava sıcaklığının yüksek olduğu günlerde kalp ve dolaşım sistemi, aşırı ısınmaya karşı vücudu korumak için daha fazla mesai yapıyor. Sıcaklığın 30 derece ve üzerinde olduğu zamanlarda daha az yoğunlukta egzersiz yapılmasını öneren uzmanlar 6 önemli noktaya dikkat çekiyor.

Üsküdar Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yıldız Erdoğanoğlu, hava sıcaklığına kişisel uyumun herkeste farklı olmasına rağmen sıcaklığın 30 derece ve üstü olduğu zamanlarda daha az yoğunlukta egzersiz yapılması gerektiğini vurguladı.

Yaz mevsiminde, yüzme, plaj voleybolu, bisiklete binme, açık hava yürüyüşleri, kürek, sörf gibi sporların yapılabileceğini belirten Yrd. Doç. Dr. Yıldız Erdoğanoğlu, bu branşlarda spor yapılırken dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle sıraladı:

SINIRINIZI AZALTIN: Havanın sıcak olduğu günlerde, serin olan günlere kıyasla kalbiniz 20 atıma kadar daha fazla atarak çalışır. Kalbiniz her zamankinden 10 atım daha fazla atarak çalışıyorsa frene basmaya başlayın ve sınırda dolaşmayın. Egzersiz yoğunluğunu ve iş yükünüzü azaltın veya molalar verin.

VÜCUDUN KENDİ KLİMA SİSTEMİNİ DESTEKLEYİN: Sıcaklık çok fazla yükseldiğinde, ter bezleri daha fazla çalışır. Deri üzerinde ter buharlaşarak vücudun doğal klima sistemi sayesinde vücudu soğutur ve sağlıklı ısı sınırı korunur. Nemli havalarda, buharlaşma sınırlı olacaktır. Bu nedenle buharlaşmaya imkân veren, “nefes alabilen” ince spor giysileri tercih edin.

Şapkasız ve güneş gözlüğünüz olmadan asla çıkmayın ve hatta boynunuza çok ince bir şal alın. Yine yaz mevsiminde hava almayı sağlayan yumuşak malzemeden üretilmiş spor ayakkabısı tercih edin. Spora başlamadan 20 dakika önce, özellikle de su sporlarında güneş kreminizi mutlaka sürün, gerektiğinde yenileyin.

SIVI DENGESİNİ KORUYUN: Terleme ile vücut ağırlığınızın yüzde ikilik bir kısmını su olarak kaybettiğinizde performans azalması tehdidi ile karşı karşıya kalırsınız ve beyniniz susuzluktan en hızlı etkilenir. Bu 60 kilogram ağırlığındaki bir istanbul escort kişide 1.2 litrelik bir sıvı kaybına denk gelir. Sıvı kaybına, egzersize başlamadan 30-45 dakika önce en az yarım litre su içerek ve egzersiz sırasında da küçük yudumlar halinde her 15 dakikada yüz mililitre sıvı tüketerek engel olun. İçeceğiniz sıvı su olabileceği gibi, hafif gazlı ve yüksek mineral içeriği olan bir sıvı veya seyreltilmiş elma suyu olabilir.

SABAH SAATLERİNDE EGZERSİZ YAPIN: Yaz sıcaklarında, solunum havasındaki ozon konsantrasyonu artabilir. Bu akciğer fonksiyonlarına ve gözlere zararlıdır. Solunum yolları mukozasını tahriş edebildiği gibi baş ağrısını da tetikleyebilir. Sabahın erken saatleri, solunum havasındaki ozon konsantrasyonunun en az olduğu ve güneş ışığının dik gelmediği saatler olduğu için egzersiz yapmaya daha uygundur.

VÜCUDUNUZA SOĞUMASI İÇİN ŞANS TANIYIN: Mutlaka soğuma egzersizleri yapın ve spordan hemen sonra buz gibi suyla duş almayın. Bu kalp ritim bozukluklarına sebep olabilir. En güzeli 10-15 dakika vücudun soğumasını beklemektir.

BU DURUMLARDA EGZERSİZİ BIRAKIN: Kas krampları, baş ağrısı, baş dönmesi, huzursuzluk, halsizlik, çarpıntı veya bulantı olması durumunda tüm egzersizleri bırakın ve derhal serin bir yere geçin ve bol miktarda sıvı tüketin. Küçük çocuklar, hamileler ve yaşlılar sıcak havalarda daha dikkatli olmalıdır.”

Kategoriler
Kültür Sanat Manşet

Kadın Plajları Rehberi çıktı

Muhafazakâr kadınların en çok zorlandığı şeylerden biri deniz tatili…

Şimdi gözlerden uzakta, serin sularda özgürce yüzmek, kumlara yatıp güneşlenmek hayal değil. Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz’de, denize kıyısı bulunan 13 şehirde, 28 kadın plajı sizi bekliyor.

Buradan iyice dikkatli olarak kızlar arasından Buradan iyice dikkatli olarak kızlar arasından bursa escort seçimi ile kendinize özel istanbul escort bayanlarının kendi seçimi kullanılarak beğeneceğiniz bursa escort bayan ilanı arasından seçip arayabilirsiniz. istanbul escort bayan bulabilceğiniz kaliteli bayanların içinden samsun escort aramasına bakıp kendi seçiminizi yapabilir. istanbul escort bayan ilanları içindende kendinize özel seçim yapabilirsiniz. istediğiniz ilde olursanız olunataşehir escort – güzelleri ile ilgili detaylı bilgi profil sayfalarında beylikdüzü escort araması ile beylikdüzünde bir bayanla güzel bir gece geçirebilirsiniz.

İmaj Fabrikası Yayınları’ndan çıkan Kadın Plajları Rehberi’nde, bütün personeli kadınlardan oluşan plajlara nasıl gidileceğinden sunulan hizmetlere, plajların iletişim bilgilerinden handikaplara kadar merak edebileceğiniz bilgilere yer veriliyor.

İsteme adresi:

info@kadinlarplaji.info
WhatsApp: 05322446573

medyum büyü yapan hocalar konya
medyum büyü yapan hocalar antalya
Kategoriler
Kadınlar İçin Manşet

Hamile kalamıyorsanız dişçiye gidin

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, P.Gingivalis

Bakterisi bulunan kadınları yakından ilgilendiren konu hakkında şu bilgileri verdi.

EMBRİYONUN TUTUNMASINA ENGEL OLUYOR

“Çocuk sahibi olmayı isteyen kadınlar diş etlerine dikkat etmeli ve düzenli olarak kontrol ettirmeli. Diş eti enfeksiyonuna sebep olan bakteriler gebe kalma sürecini uzatıyorlar.

Dişeti hastalığına neden bu olan bakteri (P.Gingivalis) tükrükte bulunuyor ve bir yıl içindeki gebelik şansını 3 kat azaltıyor. Bu bakteri hem diş etlerini hem de altında bulunan kemik dokusunu enfekte ederek gebe kalma olasılığını 4 misli azaltıyor.

Dişeti ve çene kemiği enfeksiyonları vücutta inflamasyona neden olarak ovulasyona (yumurtlama) ve embriyonun tutunmasına engel oluyor.

Ayrıca bu inflamasyon hormon üretimini olumsuz etkiliyor ve endometriosise benzer etki oluşturuyor.

KISIRLIK YAPIYOR

Peridontal enfeksiyonlar kısırlığa katkıda bulunan sebeplerden biri. Bu bakteriler, dişeti enfeksiyonu klinik olarak belirti vermeden önce bile sistemik etkisini gösterebilir.

Bu nedenle üreme çağındaki kadınlar ağız istanbul escort sağlığına özen göstererek düzenli kontrollerini ihmal etmemeliler.

Diş problemi ve kısırlık arasındaki bağlantı Helsinki Üniversitesi’nde yapılan araştırmayla da kanıtlandı. Araştırmacılar 19-42 yaş aralığındaki sağlıklı, gebe kalmaya çalışan 256 kadını çalışmaya dahil ettiler. Ağız – diş ve jinekolojik muayeneleri yapıldı.12 ay boyunca gebelik durumu takibe alındı.

Bir yıl sonunda gebe kalamayan kadınların tükrüğünde en sık saptanan bakteri P.Gingivalis’ti. Gebe kalma oranı, dişeti hastalığı olmayan ve bakteri saptanmayan kadınlarda 4 kat daha fazlaydı.

KADINLAR DÜZENLİ DİŞ MUAYENESİNİ YAPTIRMALI

Peridontitis, dişleri destekleyen dokunun bakteriyel inflamasyonudur ve tedavi edilmezse diş kaybına bile yol açabilir.

Çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar düzenli diş muayenesini ve folat takviyesini unutmamalıdır.

Diş eti hastalıkları ve iltihabı tüm dünyada önemli bir sağlık sorunudur ve 35-44 yaş arasındaki nüfusun yüzde15-20’sini etkilemektedir.”

Kategoriler
Kadınlar İçin Manşet

Her ay aynı kabusu yaşamayın!

Adet düzensizliği çoğu kadının kâbusu. Adet düzensizliğini yok etmek veya düzene koymak açısından birçok farklı uygulamalar var. Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, adet düzensizliğine karşı Refleks Terapi’yi öneriyor.

 

Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, medikal tedaviler haricinde adet düzensizliğiyle başetme yöntemi hakkında şu bilgileri verdi:

 

YEDİ TEMEL HARİTA ÜZERİNDE UYGULAMA

“Refleks terapi doğuya özgün meridyen teorisi, akapunktur noktaları, güney Amerika yüz haritaları ve klinik nörolojiyi de içeren birçok sistemin kombine edilerek kullanıldığı tedavi edici bir yöntemdir. Refleks terapi ile yedi temel harita üzerinde uygulama yapılır. Bölgeler, meridyenler ve sinir sonlamaları boyunca spesifik noktalara yapılan basınçlar sinir sistemini uyarır. Yüzdeki refleks bölgeleri uyarılarak, vücudun istanbul escort bayan organik fizyolojisi, dolaşım sistemi, lenfatik sistemde denge durumu sağlanır. Yüz ve ayaktan alınan farklı sinyaller erken dönemde tespit edilerek, hangi sistemden kaynaklı fonksiyon bozukluğu olduğu tespit edilir. Fonksiyon bozukluğu yaratan sistem bulunduktan sonra tedavi sürecine geçilir. Gerekli haritalar üzerinden elle yüzden ve ayaktan yapılan uygulama ile ilgili sistemin hormon salınımı düzenlenerek adet döngüsü yani menstrüasyon siklusu kontrol altına alınır.

 

Refleks terapi düzenli yapıldığı takdirde de koruyucu bir tedavidir. Hem de rahatlatıcı etkisi vardır.”

Kategoriler
Manşet Sağlık

Kanser olmak istemiyorsanız, yüzmeye giderken güneş koruyucu sürmeyin

Avobenzon, dünyada yaygın olarak kullanılan çok popüler bir güneş koruyucudur. Bu bileşik UV ışınlarının cilde zarar vermesini engeller. Fakat içerdiği bileşimler, klor ve güneş ışığıyla reaksiyona girdiğinde, kanser riskini artırarak  ölümcül olabilir.

 

“Kanser olmak istemiyorsanız, yüzmeye giderken güneş koruyucu sürmeyin” diyen Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Betül Görgen, koruyucular hakkında önemli bilgiler verdi:

 

“Avobenzone, dünya çapında çok popüler bir güneş koruyucu. Çeşitli dalga boylarındaki güneş ışığını absorbe ederek ciltte oluşabilecek hasarın önüne geçiyor. Ancak cildi koruması için kullanılan kimyasal, klor ve UV ışınlarıyla reaksiyona girerek toksik hale dönüşüyor.

 

Lomonosov Moskova Devlet Üniversitesi uzmanları tarafından yapılan deneylerde, aşırı derecede toksik bulunan kimyasallar, ölümcül tümör gelişimi ve kısırlıkla escort istanbul bağlantılı bulundu.

 

KOZMETİK ÜRÜNLERDE DE KULLANILIYOR

Popüler kozmetik ürünlerde yer alan bazı kimyasallar, çevresel faktörlerle reaksiyona girerek, çok daha toksik ve zararlı formlara dönüşebilmektedir.

 

Dünya üzerinde milyonlarca insan Avobenzon içeren güneş koruyucuları kullanıyor. Çünkü bu madde UV ışınlarını absorbe ediyor. Güneş koruyucular kadar, bazı kişisel bakım ürünleri de (makyaj malzemeleri, nemlendiriciler ve dudak merhemleri) bu maddeyi içeriyor.

 

Korunmasız olarak güneşe maruz kalmanın cilt kanseriyle bağlantısı kesin olarak bilindiğinden, güneş koruyucuları tümüyle reddetmek doğru olmaz.

 

Araştırmacılar şimdi bu kimyasal etkileşimin  deniz suyunda mı  ve havuz suyunda mı daha fazla olduğu konusuna yoğunlaşmaktadır.

 

KISIRLIĞA YOL AÇIYOR

Nisan ayında Danimarka’da yapılan bir araştırmanın sonuçları, güneş koruyucuların sperm hücrelerini tahrip ederek kısırlığa yol açtığını ortaya çıkardı.

 

Güneş ışınlarını bloke eden ürünlerde kullanılan bu maddelerin hemem hemen yarısı, kadındaki progesteron hormonuna benzer etkilere sahip. Bu da sperm hücrelerinin normal işlevini bozuyor.”

 

Op. Dr. Betül Görgen, bu tip bilimsel çalışmalar baz alınarak, milyonların sağlığını korumak  için, bu tarz ürünlerin kısıtlanabileceğini hatta yasaklanabileceğini söylüyor.

 

Kategoriler
Hamileler İçin Manşet

Yaz gebeleri için hayatta kalma rehberi

Gebelik, yazı olduğundan daha sıcak hale getirebilir ama gebe olmanız dışarıdaki aktivitelerden kaçınmanızı da gerektirmemeli. Ekstra önlemler alarak hem kendinizi hem bebeğinizi koruyabilirsiniz. Alınacak küçük önlemler, büyük sorunların oluşmasına engel olacaktır.

Uygulayacağınız birkaç basit yöntemle yaz boyu serin kalabilirsiniz. Nasıl mı? Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen’e kulak verelim:

GÖLGEDEYKEN BİLE GÜNEŞ KORUYUCU KULLANIN

“Gebelik ısıya karşı daha az toleranslı olmanıza neden olur. Çünkü gebelikte değişen hormonlara bağlı olarak vücut ısısı normalden biraz daha yüksektir. Bu da ısıya daha tahammülsüz olmanıza neden olur.

Gebelik süresince güneşe maruz kalma konusunda aşırı dikkatli olmak gerekir. Çünkü güneş vücut ısısında aşırı artışa ve sıvı kaybına yol açabilir. Bu nedenle gölgedeyken bile güneş koruyucu kullanmalısınız. UV ışınları “cholasma” denen gebelik maskesi oluşumuna, yüzünüzde ve kollarınızda gebelik boyunca devam edebilen koyu renkli lekelerin ortaya çıkmasına neden olur.

YÜRÜYÜŞE ÇIKIN

Yürüme her yaştan ve her kondisyondan anne adayının yapabileceği türden bir egzersizdir. Tek ihtiyacınız olan uygun bir ayakkabı ve su şişesi.

Düzenli yürüyüşler direncinizi ve gücünüzü artırır. Bunun için doktorunuzun öngördüğü bir risk yoksa yürüyüş programına günde 15 dakika ile başlayıp, haftada yüzde 5-15 kadar bu süreyi artırabilirsiniz. Yürüyüşe başlamadan önce ve sonra 5 dakika kadar ısınma ve soğuma süresi eklemekte faydalıdır. Gebeliğin son 3 ayına gelindiğinde günde 45 dakika yürüyüş yapılabilir.

Yürüyüş için ya sabahın erken saatleri ya da akşam saatleri tercih edilmelidir.

SU JİMNASTİĞİ YAPIN

Su içinde yapılan egzersizler özellikle anne adayları için çok uygundur. Çünkü eklemlere daha az yük biner.

Suda egzersiz yaparken karın kaslarınız uzar ve güçlenir. Çünkü dengenizi korumaya çalışırlar. Ayrıca suyun kaldırma kuvveti hareketleri istanbul escort kolaylaştırır ve daha rahat yapabilmenizi sağlar. Sudaki egzersiz sonrası adeta masaj yapılmış kadar rahatlarsınız.

Ancak suda terleme hissi olmasa da sıvı kaybı olabileceğini akılda tutmak gerekir. Büyük bir şapka, güneş koruyucu krem, bir şişe su ve uygun deniz ayakkabıları ile su egzersizine hazırsınız. Su seviyesi göğüs hizasını geçmemeli, her bir hareket 20 kez tekrar edilip aralarda dinlenme yapılmalıdır.

UYGUN GİYSİLER TERCİH EDİN

Havuz veya deniz için hem göğüsleri hem de karın bölgenizi destekleyen mayo ya da bikinileri tercih edin.

Günlük giysilerde ise pamuklu kumaşlar ve açık renkler tercih edilmelidir. Kıyafetler bol olmalıdır.

Ayrıca uygun ayakkabı da çok önemlidir. Mümkünse yarım numara büyük ayakkabı almak ileriki dönemlerde daha rahat etmenizi sağlar.

FIRIN YEMEKLERİNDEN UZAK DURUN

Özellikle artan ısı ve gittikçe büyüyen karnınız sayesinde serinlik hissi gittikçe uzaklaşır. Bu nedenle fırın yemeklerinden uzak durun ve farklı tatları deneyin.

Fırın ya da ocak gerektirmeyen besleyici öğünler çok daha faydalı olacaktır. Söğüş etli salatalar, taze meyvelerle yapılan yoğurt karışımları ve sütle hazırlanan tahıllı gevrekler hem serin tutar hem de besler.

Değişik meyvelerle yapılan taze karışımlar hem serinletici hem de susuzluk gidericidir.

Asla ara öğünleri atlamayın. Özellikle spor öncesi ve sonrası sıvı ihtiyacını da karşılayacak atıştırmalıklar hazırlayın.

DİNLENMEYE ZAMAN AYIRIN

Yüksek ısı ve nem bacaklarınızda, bileklerde ve ayaklarda şişmeye neden olur. Gebelikte dokularda su tutulmasına bağlı ödem, sıcak ve nem sayesinde çok daha fazladır. Bu nedenle gün içinde mutlaka 30-60 dakika istirahat edin ve ayaklarınızı yukarıda tutun. Uyurken de bacaklarınızı yukarda tutacak ve destek olacak şekilde bir yastık kullanabilirsiniz.

Ellerde şişme ve uyuşukluk yaz gebeliklerinde sıklıkla görülür. Bu nedenle takıları çıkarmak yerinde olacaktır.

TATİLE ÇIKIN

Aklınızda yapılacak birçok iş, haftalardır alışveriş yapmanıza rağmen hala bebeğinizin pek çok eksiği olsa da lütfen eşinizle beraber hoş zaman geçireceğiniz ve başbaşa kalabileceğiniz bir tatil programı yapın. Büyük gün gelmeden çıkacağınız bu tatil hem ilişkinizin güçlenmesini hem de rahatlayıp sakinleşmenizi sağlayacaktır. Birlikte zaman geçirin ve beraber olmanın tadını çıkartın.”

SIVI KAYBI VE SICAKTA BAYGINLIK DURUMUNDA;

Önlem: Günde en az 8 bardak su için. Çok sıcak ve çok terliyorsanız gölgede kalın.

Tehlike işaretleri: Yorgunluk, baş dönmesi, bulantı, kusma ve kasılmalar.

Ne yapmalı? Bol sıvı takviyesi, gölgede istirahat. Semptomlar devam ederse doktora başvurun.

BÖCEK ISIRMALARI;

Önlem: Gebelerde güvenli maksimum konsantrasyonda yüzde 10 Deet böcek kovucu kullanın.

Tehlike işaretleri: Baş dönmesi, titreme, halsizlik, ateş, baş ağrısı, ödem oluşumu ve kırmızı lekeler.

Ne yapmalı? Benadryl veya Caladryl losyon kaşıntıya iyi gelecektir. Lokal enfeksiyonu önlemek içim hidrojen peroksit kullanılabilir. Belirtiler geçmezse doktorunuza başvurun.

DÜŞME VE BEL BÖLGESİNDE TRAVMA

Önlem: Tenis, voleybol, futbol, dalma, sörf ve at binmekten kaçınmalı.

Tehlike işaretleri: Kasılmalar, vajinal kanama, su gelmesi.

Ne yapmalı? Acil servise veya doktorunuza başvurun.

Kategoriler
Cinsellik & ilişkiler Manşet

İyi ki korkularımız var

Korkularınızla tanışın, onları araştırın, öğrenin ve korkularınızın üzerine gidin. Dünya nüfusunun yarısı için bir engel teşkil eden korkunun aslında faydaları da var.

Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoterapist Mehmet Başkak, bize bu kadar zarar verdiği halde varlığına muhtaç olduğumuz korku duygusunun faydaları hakkında önemli bilgiler verdi:

İLK İNSAN VE MODERN İNSANIN KORKUSU
“İnsan hayata bir kez doğduktan sonra ona sımsıkı sarılır ve zaman içerisinde çevreyi tanıdıkça en temel gereksiniminin yaşamak olduğunu da anlar. Bilinçaltı süreçlerin otomatik olarak yürüttüğü en önemli görev insanın hayatta kalmasını sağlamaktır. Risk olarak gördüğü her şeyden de insanı uzak tutmaya gayret eder. Bunun için gerekirse beynin istanbul escort tüm imkanlarını kullanarak bünyeye korku pompalar, dehşet duygusu yaşatır; çünkü hayatı tehdit ettiğini düşündüğü şeyden insanı uzak tutmaya çalışır. Diğer bütün canlılarda da bu durum benzer şekilde işler, evrimsel bir seviyede, korku mantıklıdır. Hayatın korunması ve sürdürülebilir kılınması için korku bir alarm görevi görür, tehlikeli her duruma karşı bir savunma, korunma davranışını tetikler.

İlkel dönemlerde de bu süreç böyle işlemiştir, çünkü yaratılışın doğasında var; yiyecek bulamamak açlıktan ölmek demektir, sığınacak bir mağara bulamamak saldırıya uğrayıp ölmek demektir, yırtıcılara karşı tedbir almamak öldürülmek demektir. Bu açıdan bakıldığında ilkel insanın yaptığı ufak tefek saldırı av aletlerini de korkularının sağladığı motivasyona bağlayabiliriz. Daha güçlü olmak, hayati riskini azaltmak için yontmuş taşı, kayayı.

MAĞARADA YAŞAMIYORUZ AMA…
Fakat şimdi ne yırtıcılar var, ne de mağaralarda yaşıyoruz. Teknolojik ve bilimsel gelişmelere paralel olarak korkularımız da gelişti, şekil değiştirdi.

Bu korkular, atalarımızın hissettiği korkulara kıyasla daha dışsal unsurlardan çok, içsel bir yapıya dönüşmüş denilebilir. Yani şehirde yürürken de birinin saldırma olasılığı var, buna karşı da korku bizi diri tutar ama bir toplumda kabul görmemek, konuşurken hata yapmak, beğenilmemek gibi durumları modern insan ciddi bir varoluş sorunu olarak algılamakta ve risk duygusuyla bu tür ortamlara yaklaşmaktan korkmaktadır.

Bataklıklardan, dev yılanlardan ve gece karşımıza çıkacak şeylerden korkmak yerine, artık değişimden, belirsizlikten korkuyoruz.

KORKUDAN KAÇANLAR VE KORKUYLA YÜZLEŞENLER
Dünyada aslında iki tür insan vardır denilebilir; korkudan kaçarak uzaklaşanlar ve korkularının üzerine gidip, onunla yüzleşerek yoluna devam edenler.

Korkudan kaçmak kolaydır ve genellikle yapılan budur; fakat kokularla baş etme mekanizmalarını harekete geçirip, üzerine giderek yaşamak kişiyi daha da güçlü kılar ve daha huzurlu bir hayat imkanı sunar.

Korkmadığımız zaman öğrenmiyoruz da. Tam öngörülebilir ve aşinalıklarla dolu bir ömür, dinamik ve sürekli değişen bir yaşam değildir. Başlangıçta belirttiğim gibi birçok gelişmenin temelinde korkularımızın sağladığı bir motivasyon var.

Her ne için olursa olsun, korkuyu hissetmek, ona karşı bir vaziyet almak ve üzerine giderek baş etmeyi öğrenebilmek, korkuları böylece kucaklamayı öğrenmek sizi daha mutlu, yetenekli, daha cesur ve anlatacak ilginç hikayeleri olan bir insan da yapacaktır.

EĞER KORKUDAN KAÇARSANIZ…
Hayat sürekli korkacağımız bir şeyleri karşımıza çıkartacaktır, çünkü hayatta kalmanın en temel duygularındandır korku ve eğer korkudan hep kaçarsanız, bu hayatınız boyunca kaçmak zorunda kalacağınız anlamına gelir. Bu da daha kaygılı, daha huzursuz, endişelerle vesveselerle sürdürülen huzursuz bir hayat demektir.

Fakat korkuların üzerine giderek, onlarla yüzleşen insanların, hayatın iniş ve çıkışlarıyla baş etme mekanizmaları gelişir, daha güçlü hisseder ve hayatlarına daha çok kendileri yön verirler.

KORKULARINIZDAN KURTULDUKÇA GÜÇLENİRSİNİZ
Dolayısıyla korkularla yüzleşmek de atalarımızdan bize kalan bir miras. Hep kaçmamışlar, tehlike olarak düşündükleri her şeye yaklaşmış, tanımaya çalışmış ve korkunun kaynağını yok etmeye çalışmışlar. Türümüzün devamını korkuların üzerine gidebilme kapasitemize borçluyuz.

Korkularınızla yüzleşin, onların nereden geldiğini öğrenin, sebeplerini araştırın, bu kendinizi öğrendiğiniz anlamına da gelecektir. Korkularınızı sevmek zorunda değilsiniz fakat onları tanıdıkça kontrol edebilirsiniz.

Korkularınızdan kurtuldukça güçlenirsiniz. Korkularımızdan kaçmak yerine onlarla yüzleştiğimizde, daha güçlü bir insan olamamak neredeyse imkansızdır.”

Kategoriler
Manşet Sağlık

Güzel yemek isimleri kilo aldırıyor

Yemeklere güzel isimler vermek, olduğundan daha lezzetli gösterecek isimler koymak daha fazla tüketilmelerine, dolayısıyla kilo artışına ve obeziteye neden oluyor.

İlginç gerçek Stanford Üniversitesi’nde gıda psikolojisi üzerine yapılan araştırmada ortaya çıktı. BariatrikLab Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi kurucusu Prof. Dr. Halil Coşkun, araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:

“Sebzelerin sağlıklı olduğunu vurgulamak iyi bir fikir gibi görünse de bu aslında ters tepkiye neden olabilir. Stanford’da yapılan deneyde, bir kısım yemekler olduğundan daha lezzetli gösteren isimlerle etiketlendi.

Diğerleri ‘az yağlı, düşük miktarda sodyum istanbul escort içerir, şekersiz’ gibi etiketlerle etiketlendi. Yemeklere verilen isimlerin hepsi doğruydu; sadece katılımcılar, aynı yemeklerin farklı isimlerle etiketlendiğini bilmiyordu.

İnsanların sağlıklı etiketlerle işaretlenen bu yiyecekleri pek yemek istemediği gözlendi. Araştırmalar, insanların sağlıklı yiyecekleri daha az lezzetli olarak düşünme eğiliminde olduklarını gösterdi.

Katılımcılar süslü isimlerle etiketlenmiş yemeklerden ise büyük porsiyonlarla almayı tercih etti.
46 gün süren deneye katılanların üçte biri (yaklaşık 28 bin kişi) deney süresi boyunca sebze yemekleri yemeyi seçti. Üzerinde süslü isimlerin yazılı olduğu etiketleri seçen insan sayısı, sade ve düz isimleri seçenlerden daha fazlaydı.”

Kategoriler
Diyet Manşet

Ramazan sonrasında beslenmeye dikkat!

Ramazan’da yavaşlayan metabolizma, bayramda tatlı tüketilmesi ve eski düzene dönülmesiyle beraber ağırlık artışına davetiye çıkarabilir. Ramazan’ın bitmesiyle beraber beslenme alışkanlıklarında yapılacak bazı değişikliklerle ağırlık artışı önlenebilir.

Üsküdar Üniversitesi NPİstanbul Beyin Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dr. Gizem Köse, Ramazan’da değişen beslenme düzeniyle metabolizmanın yavaşladığını, bunun da ağırlık artışını kolaylaştırdığını söyledi.

Ramazan Bayramı’nda günlük beslenme alışkanlıklarına hızlı dönüş yapmanın ağırlık artışına yol açabileceğini belirten Dr. Gizem Köse, bu dönemde yapılacak bazı değişikliklerle vücudun eski düzenine döneceğini kaydetti. Dr. Gizem Köse, “Ramazan ayı boyunca yaklaşık 17 saatlik açlık sonrasında kimi zaman ağır kimi zaman hafif öğünler tüketildi ve sonuç olarak metabolik denge değişti. Bu açlık öncesinde gece saatinde öğün tüketince metabolizma yavaşladı. Bu yavaş metabolizma ile bayramda günlük beslenme alışkanlıklarına hızlı bir dönüş yapılırsa ağırlık artışı kaçınılmaz olacaktır. Oruç tutanlar Ramazan Bayramı’nı hafif bir normale geçiş aşamasına dönüştürebilir. Ramazan’da dinlendirilen vücut için yepyeni bir başlangıç yapılabilir” diye konuştu.

Dr. Gizem Köse, sağlıklı beslenme için 9 öneride bulundu. İşte o öneriler:

PİDEYLE VEDALAŞIN: Bayram sabahı yapılan kahvaltılar hep keyiflidir. Ancak Ramazan boyunca tüketilen pideye veda zamanı geldi. Çok severek yediğimiz pide yerine artık tahıllı ekmek tercih edilmeli. Tahıllı ekmek kan şekerinin dengelenmesine ve sindirim sorunları yaşanmasını önler. Kahvaltıda yumurta ve peynirin yanı sıra salatalık, domates ve yeşillikler bol miktarda tüketilmeli.

ŞEKER VE TATLI YERİNE KURU MEYVE İKRAM EDİN: Bayram ziyaretlerinin geleneksel ikramları olan şeker, çikolata ve tatlı ile fazladan şeker ve kalori yüklemesi yapılır. Bu da ağırlık kazanımı anlamına gelir. Bayramda Eğer ki siz misafir ağırlıyorsanız hafif atlatmak için misafirlerinizin sağlığını da düşünerek şekerlemeler yerine kâselerin içini kuru meyveler ve kuruyemişlerle süsleyebilirsiniz. Artık kuru meyve çeşitleri şerbetli tatlılardan daha zengin! Ananas, muz, çilek, elma vb bir çok meyveyi karıştırıp geleneklerimizi de bozmadan ikramlarda bulunabilirsiniz. Evet, adı üstünde şeker bayramı ama meyve de kendine göre bir şeker içeriyor. Eğer ki olmaz diyorsanız iki kâse olsun, biri şeker biri de meyve olsun.

ZİYARETLERDE PORSİYONLARI KÜÇÜLTÜN: Bayram ziyaretlerinin olmazsa olmazı ikramlardır. Burada da dikkatli olmak gerekiyor. Ev sahibinin kırılmaması için ikramlar tadımlık olarak tüketilebilir. Ancak birden fazla ziyaretiniz olacaksa yediğiniz şekerlemelere dikkat etmenizde fayda var.

SU TÜKETİMİNİ ARTIRIN: Ramazan’da sıvı tüketimi 1 litreye kadar düşebiliyor. Ramazan’ın bitmesiyle beraber su tüketimi artırılmalı. Özellikle bayram ziyaretlerinde yenilen her ikramlıktan sonra 2 bardak su içilmeli. Böylece hem daha az tüketmiş hem de sıvı alımı düzene girer ve metabolizma tekrar hızlanır.

YEŞİL SEBZE TÜKETİN: Bayram boyunca ana öğünlere yeşil sebzelerden ilave edilmelidir. Bu özellikle bağırsak hareketlerini düzenlemeye ve metabolizmayı hızlandırmaya yardım eder.

AKŞAM YEMEKLERİ ERKEN YENMELİ: Akşam yemekleri Ramazan’da olduğu gibi geç saatte değil, uyku saatinden 4-5 saat önce yenilmeli.

PİLAV VE MAKARNAYA DİKKAT: Bayramda kuru baklagil ve et tüketimi deneme bonusu veren siteler artmaktadır. Bakliyat faydalı olsa da yanlarında pişirilen tereyağlı pilav ve makarnalar ağırlık artışı açısından tehlike yaratabilir.

SALATADA YAĞ MİKTARI ÖNEMLİ: Bayram sofralarında yararlı diye bolca tüketilen salatalara dikkat etmek gerekiyor. Salatalar ve yemeklerde kullanılacak yağ miktarı göz kararı değil, ölçerek konulmalı. Yağın bol kalori içerdiği unutulmamalı.

AKŞAM MUTLAKA YÜRÜYÜN: Akşamları yürüyüş yapmaya çalışılmalı. Yemeklerden sonra sindirime yardımcı olarak ağırlığınızı korumada da etkili olacaktır. Asansör yerine merdiven kullanılması, kısa mesafelerde araç kullanılmaması ağırlık yönetiminde avantaj sağlayacaktır. https://girisi.xyz/

Kategoriler
Manşet Sağlık

Kansere karşı hurma

Varlığı sekiz bin senedir bilinen hurma, güçlü bir antioksidan ve hücre yenileyici oluşuyla tam bir kanser bariyeri. Arap ülkelerinde kanser vakasının düşük olması, hurmanın fazla olması ve yenilmesi ile ilgili.

Gıda Mühendisi Melek Yılmaz, İnsan ve Hayat Dergisi’nin Haziran sayısında yer alan araştırmasında, hurmanın sıra dışı özellikleri hakkında şu bilgileri verdi:

BİR İNSAN SADECE HURMA YİYEREK…

“Kolesterol muhteva etmemekle beraber vücut çalışması için elzem olan 15 farklı mineral, A vitamini, C vitamini, B vitamini türevleri, folik asit, karbonhidrat, lif ve protein içermektedir. Bu haliyle hurma, bilim kurgu filmlerinde insanların günlük besin ihtiyacını tek başına karşılayan kapsüllerden farksızdır. Bir insan sadece hurma yiyerek ve su içerek hayatını devam ettirebilir.

KIRMIZI ETİN İKİ KATI ENERJİ VERİR

100 gr yağsız kırmızı et yaklaşık 150 kalori, 100 gr hamsi 108 kalori, 100 gr palamut 160 kaloridir. 100 gr hurma ise yaklaşık 300 kaloridir. Görüldüğü gibi hurma, aynı miktardaki kırmızı etin 2 katı, balık etinin 2-3 katı kadar enerji vermektedir. Bu haliyle hurma tam bir enerji deposudur ve ağır işlerde çalışan, yorgunluk, halsizlik hisseden kişiler için oldukça faydalıdır.

VİTAMİN HAPI YERİNE HURMA

Hurma, özellikle son zamanlarda yaygınlaşan vitamin ve enerji takviyesi yapay suplemanların (vitamin ve mineral takviyesi ilaçlar) doğal halidir. Dolayısıyla supleman takviyesi yerine hurma yemek çok daha sağlıklıdır.

Gebelikte annenin bebeği ve kendisi için vitamin ve mineral ihtiyacı artmakta ve gebelerin yüzde 90’ı supleman takviyesi kullanmaktadır. Oysa hurma ayrı ayrı kullanılan yapay suplemanların hepsinin içerdiği vitamin ve mineralleri doğal yoldan karşılayabilmektedir.

DOĞAL DEMİR İLACI

Yoğun demir oranıyla anemi (kansızlık) hastalığını tedavi eden doğal bir demir ilacıdır. 5 adet hurma, bir kadının günlük demir ihtiyacının yüzde 11’ini karşılayabilir. Özellikle anne karnındaki bebeğin “nöral tüp defekti”ne karşı korunması için yeterli miktarda olması gereken folik asit (folat) vitamini hurmada bolca bulunmaktadır.

SÜTÜ AZ ANNELER HURMA YESİN

Oksitosin, doğumda kas kasılmasını uyaran bir hormondur. Modern tıpta doğumu kolaylaştırıcı ilaç olarak kullanılır. Hurmada bolca oksitosin bulunur ve bu hormon doğumdan sonra süt salınımını da uyardığından emziren annelerin süt salgısını arttırmaları için hurma yemeleri son derece uygundur.

Hurma diğer meyvelere oranla yoğun miktarda lif içerir. Lif, sindirim sisteminin sağlığı için en önemli besin maddelerindendir. Lifli besinler bağırsakların artık maddelerden arınmasını, bağırsak hücrelerinin kanserden korunmasını, hazmın kolaylaşmasını sağlar. 100 gr (5-6 adet) hurma günlük lif ihtiyacının yüzde 30’unu tek başına karşılayabilmektedir.

KALP KRİZİNE KARŞI KORUYUCU

Araştırmalar, sinirleri güçlendiren B6 vitamini ve magnezyum mineralinin hurmada yüksek miktarda bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. B6, sinir vitamini olarak adlandırılır. Vücutta magnezyum minerali ile birlikte çalışır ve kasların çalışmasında önemli rol oynar. Bu sayede kalp krizine karşı koruyucudur.

KANSERDEN KORUR

Araştırmalar, sinirleri güçlendiren B6 vitamini ve magnezyum mineralinin hurmada yüksek miktarda bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. B6, sinir vitamini olarak adlandırılır. Vücutta magnezyum minerali ile birlikte çalışır ve kasların çalışmasında önemli rol oynar. Bu sayede kalp krizine karşı koruyucudur. Hurmanın içerdiği selenyum minerali antioksidan bir mineraldir. Ciddi bir kanser koruyucudur ve yine antioksidan bir vitamin olan E vitamininin de vücutta işlev görmesi için gereklidir. Arap ülkelerinde kanser insidansının/vakasının düşük olması, hurmanın fazla olması ve yenilmesi ile alakalıdır.

AÇKEN YENİLMELİ

Hurmanın vücutta en yüksek oranda kullanılabilmesi için aç iken yenilmesi daha uygundur. Gün içinde aç karna 5 adet hurma 1 porsiyon meyve değişimi olarak diyette tercih edilebilir. Çocuk, ergen, yetişkin, yaşlı, erkek, kadın bütün gruplar için yenilmesi uygun ve faydalıdır.”

KURUTULMUŞ 100 GR HURMANIN BESİN DEĞERİ

Kalori :300,4 kcal

Karbonhidrat : 72,9 gr

Protein : 2,2 gr

Kolesterol : 0

Lif (posa) : 9,3 gr

A vitamini : 0,5 gr

B1 vitamini : 0,1 mg

B2 vitamini : 0,1 mg

B3 vitamini : 2,2 mg

B6 vitamini : 0,153 mg

B9 vitamini (Folik Asit) : 24,9 mcg

C vitamini : 3 mg

Kalsiyum (Ca) : 59 mg

Demir (Fe) : 3 mg

Fosfor (P) : 63 mg

Sodyum (Na) : 5,4 mg

Potasyum (K) : 700 mg

Magnezyum (Mg) : 58 mg

Kategoriler
Kadınlar İçin Manşet

Fasya deyip geçmeyin

Fasya, vücudumuzdaki en hassas ve bütün vücuttaki sistemlerle bağlantılı, kan kadar hayati bir yapıdır. Fasya olmadan kasılı ve sert kaslar yumuşak bir et kıvamına döner, organlar hızlıca dağılır, kemikler ufalanır. Fasya, vücut parçalarını bir arada tutan ve düzenleyen tek yapıdır. En çok uyarılan ve sisteminizdeki bütün hormonlara karşı hassas olan bir dokudur. Bütün darbe ve berelenmeleri geri teper.

 

Fasyanın ne olduğu ve nasıl çalıştığını ne kadar iyi anlarsak vücutla o kadar uyum içinde olursunuz.

Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa

, fasya hakkında bilinmesi gerekenleri sizler için yazdı:

 

FASYA NEDİR?

“Fasya hemen deri altında bulunan konnektif doku (bağ doku) liflerinden oluşan bir sistemdir. Mikroskop altında fasya içi su dolu tübüllerden oluşan oldukça organize ağsı bir yapıdadır. Görevi ise birleştirmek, sabitlemek, kas ve organları çevrelemek ve birbirinden ayırmaktır.

 

FASYA NE İŞE YARAR?

Fasya bütün vücut boyunca çizgiler halinde uzanarak vücudu sarar. Ayak başparmağı ile kaşları, parmaklar ile boyun ve gövdeyi kesintisiz, bir çarşaf gibi birleştirir. Kalp fasyası köprücük kemiği ile bağlantılıdır ki bu da kol ve parmaklar ile bağlıdır. Kemikleri, kas liflerinin, kas gövdesinin, organların, atardamarların, toplardamarların ve sinirlerin etrafını sarar. Etrafını sardığı yapıya stres ve basınç uygular. Germe yaparken ya da fiziksel bir ağrıda hissettiğiniz fasyadır. Gerginlik hissi yaratan fasya etrafında bulunan bölgedeki baskıdır. Tendonlar ve ligamentler fasya altında bulunur ve görevleri şokları absorbe etmek ve darbeyi dağıtmaktır. Eğer tendonlar gergin ise dehidrate (susuz kalmışsa) ve kısalmışsa darbeleri dağıtamaz, yıpranır ve ağrıya sebep olur.

 

Fasya aynı zamanda organ için süspansiyon görevi görür. Karaciğerinizin, midenizin ve bağırsaklarınızın nasıl sabit bir şekilde durduğunu hiç merak ettiniz mi? İç organlarınız vücudunuzun dışıyla bağlantılı olmadan öylece havada askıda durmaz. Her organ hamak gibi fasya tarafından sarılmış ve omurgaya, kaburgaya ya da kalça kemiğine fasya yardımı ile bağlanmıştır. Bu fasya bağlantıları kas fasyası ile bağlantılıdır ki bu da hareketinizi etkiler. Nefesiniz, egzersiz ve oturma şekliniz, hepsi organların sağlığını etkiler. Çünkü organlar günlük yaşam aktivitelerinde kullandığımız kaslarımızla fasya aracılığı ile bağlantılıdır.

 

PEKİ, FASYANIN ÇALIŞMA MEKANİZMASI NEDİR?

Fasya harekete duyarlıdır. İzole egzersiz yapmak ya da sadece bacak çalıştırmak gibi bir şey yoktur. Yapılan hareketler fasyanın ağ gibi yapısı sayesinde bütün vücudu etkiler. Eller önde, klavye üzerinde olacak şekilde masada çalışmak bel ve kalça bölgesindeki fasyayı gerer, eğer bacaklarınızı çaprazlarsanız diz ve idrar kesesi fasyası da gerilir.

 

Egzersiz sırasında; hareket fasya tarafından absorbe edilmelidir, kaslar tarafından değil. Bir kedinin sıçrayışını izleyin; kas hareketi yoktur. Kedinin yükselmesini sağlayan fasyanın yay gibi gerilmesi ve geri çekilmesidir.

 

İnsanlarda bir noktada aynı kediler gibidir. Vücut mekanizması omurga, kalça, dizler, ayak bileği ve kaburga eklemlerindeki yaylı sistemden oluşur. Böylece eklemler vücut boyunca darbeleri emer ve zorlanmaları dağıtır. Düzgün egzersiz fasya çizgilerini takip eden ve darbeleri dağıtan bir şekilde olmalıdır. Eğer gergin ve kısıtlı iseniz, fasya yapışmıştır ve kemikler ve kaslar üzerinde düzgün bir şekilde kaymaz. Vücudunuzun iyi yağlanmış bir makine gibi çalışmasını istiyorsanız fasya üzerinde odaklanmalısınız. Fiziksel uygunluğunuz sağlıklı bir fasyaya bağlıdır.

 

FASYA NEDEN BU KADAR ÖNEMLİDİR?

Eklem sağlığı, yaralanmadan yapılan sporlar, organ sağlığı ve sıvı hareketi, hepsi sağlıklı bütünleşmiş çalışan bir fasya sistemine bağlıdır. Bu da demektir ki vücudunuzun her bölümü ile aynı şekilde ilgilenmeniz gerekiyor. Bütün vücudun sağlıklı olması sağlıklı iç organlar ve ağrısız yaşam demektir.”

Kategoriler
Manşet Obezite

Obezite ameliyatları kalp yetmezliği riskini azaltıyor

Obezite ameliyatları kalp yetmezliği riskini azaltıyor

Dünyada obezite oranları giderek artıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, her yıl en az 2.6 milyon insan obezite ve fazla kiloya bağlı gelişen hastalıklardan hayatını kaybediyor. Vücut Kitle İndeksinin (VKİ) 27 kg/m2’nin üzerine çıkmasıyla kalp ve damar hastalıklarının gelişme riski artıyor. Bu yüzden obez bireylerde ani kalp krizi ve serobrovasküler hastalıkların gelişme riski yüksek. Neyse ki iyi haber yine bilim dünyasından geldi. Journal of the American Heart Association (JAHA) dergisinde obezite ameliyatlarının kalp yetmezliğini azalttığını gösteren ilk çalışma yayımlandı.

BariatrikLab Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi kurucusu Prof. Dr. Halil Coşkun ile birlikte çalışmalar yürüten Yrd. Doç. Dr. Erkan Yardımcı, bu önemli araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:

3 BİN 448 HASTANIN VERİLERİ İNCELENDİ

“Obezite ameliyatı uygulanan ve uygulanmayan morbid obez bireylerin değerlendirildiği çalışmada, 3 bin 448 hastanın verileri incelendi. Ameliyat olan grubun beş yıllık takipleri sonucu VKİ değerleri ortalama 46.5 kg/m2’den 32.5 kg/m2’ye gerilediği, ameliyat olmayan diğer grubun ise VKİ değerlerinin ortalama 46 kg/m2’de sabit kaldığı bulundu. Ameliyat grubunun 12 yıllık takip süresi sonunda yapılan analizler sonucu özellikle konjestif kalp yetmezliği hastalığında önemli bir oranda azalma olduğu ortaya konuldu. Ayrıca 10 yıllık kardiyovasküler risk skoru, total kolesterol, sistolik kan basıncı ve diyabet gibi kardiyovaskuler risk faktörlerinde iyileşmeler olduğu belirlendi.

4 YIL SONRA KALP YETMEZLİĞİ RİSKİ YARI YARIYA AZALDI

Cleveland Klinik Bariatrik ve Metabolik Enstitü Direktörü Dr. Philip Schauer; obezite ameliyatları sonrası obezite ve sekonder risk faktörlerindeki iyileşmenin kalp yetmezliğinin gelişmesindeki azalmaya yol açtığını belirtti. Ayrıca Swedish Obesity Study (SOS)’de belirtilen ön sonuçlarda da obezite ameliyatı geçirmiş obez bireylerde ameliyattan dört yıl sonra kalp yetmezliği riskinin neredeyse yarı yarıya azaldığı gösterilmiştir. Tüm bu nedenlere bakıldığında obezitenin birçok hastalığa neden olmasının ötesinde ciddi hayati tehlikelere, ani ölümlere ve beklenen yaşam süresinde kısalmalara yol açabileceği belirtilmektedir.”

OBEZİTE AMELİYATLARI HAYAT KURTARIYOR

Yrd. Doç. Dr. Yardımcı, obezitesi ve bununla birlikte yandaş hastalıkları bulunan kişilerde diyet, egzersiz ve medikal tedavi ile kilo kaybı sağlanamıyorsa tecrübeli ekiplerce yapılan obezite ameliyatlarının hayat kurtarıcı olduğunu vurguluyor.

Kategoriler
Diyabet Manşet

Diyabete çare: Refleks Terapi

Refleks Terapi üzerine çalışmalarıyla tanınan Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, Refleks Terapi’nin diyabete çare olduğunu açıkladı.

Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, Refleks Terapi ile diyabetin tedavisi hakkında şu bilgileri verdi:

“Refleks Terapi; yüz, eller ve ayaklardan beyinle bağlantılı sinir noktalarının elle uyarılmasıyla vücut üzerinde bir dizi reaksiyon oluşturan el ile uygulanan bir yöntemdir. Beynin yeniden yapılanmasını sağlayıp, merkezi sinir sistemini uyardığı gibi Yüz Refleks Terapi yöntemi hormonlarımızın işleyişine yardımcı olmak için harika bir yöntemdir. İster yetersiz insülin üretimi yüzünden olsun ister hücreler insüline dirençli hale geldiği için olsun Yüz Refleks Terapisi ile hormonların üretimini dengeleyerek vücudumuzun hormonlara tepkilerinde direkt etkiye sahiptir. Aynı zamanda doğru noktaları ve bölgeleri uyararak, kandaki glikoz seviyelerini dengelemeye de yardımcı olur. Bu şekilde daha dengeli bir kan glikozuna katkıda bulunarak vücudun insüline yeterince tepki verecek şekilde yeniden eğitilmesi sağlanır.

Refleks terapi sadece hormonlarınızı dengelemekle kalmaz. Aynı zamanda Refleks Terapi ile hem vücuttaki enerji akışınız hem de kan dolaşımı artar. Vücutta denge sağlayan bir tedavi yöntemi olduğu için vücuda sağlıklı bir işleyiş için yol gösterici bir rolü vardır. Sonuç olarak, Yüz Refleks Terapi ile vücutta genel bir gevşeme ve sakinlik sağlanır.”

Kategoriler
Diyet Manşet

Kırmızı et bizi öldürüyor mu?

Dünya Sağlık Örgütü’nün işlenmiş etin kansere neden olduğunu ve kırmızı etin muhtemelen kanserojen olduğunu belirtmesi tartışmaları da beraberinde getirdi. Kırmızı et gerçekten bizi öldürüyor mu? Peki nasıl besleneceğiz? Vejetaryen mi olalım?

BariatrikLab Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi kurucusu Prof. Dr. Halil Coşkun ile birlikte çalışmalar yürüten Uzm. Dyt. Nazlı Acar, bu konuda önemli bilgiler verdi:

“Bilimsel çalışmalar, kırmızı et tüketiminin artmasının (özellikle işlenmiş kırmızı et) artan ölüm oranları ile ilişkili olduğunu göstermektedir.

Kırmızı etinin aşırı tüketimi ölüm riskini artıyor ve bu konuyla ilgili yapılan son araştırmalara göre, vejetaryen bir diyetin veya Akdeniz diyetinin daha sağlıklı olduğuna dair kanıtlar mevcuttur.

GÜNLÜK TÜKETİMİ 70 GRAMA DÜŞÜRÜN

90 gram ve daha fazla kırmızı et veya işlenmiş et yiyen kişilerin bu değeri günde 70 grama düşürmesi öneriliyor. Kırmızı et, batı toplumlarında kardiyovasküler hastalıklarının ve kanser riskini arttırıyor.

Yapılan çalışmalar, çok miktarda kırmızı et ve işlenmiş et yemek artan ölüm riski ile istatistiksel olarak ilişkilendirilmiştir. 2003 yılında yapılan çalışmalara göre, et tüketim oranı düşürüldüğünde ölüm riski yüzde 25 ile yüzde 50 arası azalmaktadır. 17 yıldan daha uzun süre vejetaryen bir diyetle yaşamış kişilerin ortalama ömürleri kısa süreli vejetaryenlerden 3.6 yıl daha yüksek bulunmuştur.

VEGAN VE VEJETARYEN DİYETİ DAHA SAĞLIKLI

Buna karşılık, vegan diyetin, kardiyovasküler hastalıklar, diyabet gibi kronik hastalıkların riskini azalttığı vurgulanmaktadır. Bununla birlikte, balık eti ve beyaz et tüketimi artan ölüm riski ile açıkça ilişkilendirilmemektedir.

Et ve vejetaryen diyetleri karşılaştırıldığında vejetaryen diyet ile beslenen kişilerin, kansere yakalanma oranı yüzde 10 ve kalp rahatsızlığına oranıysa yüzde 32 daha düşük olduğu yayınlarla kanıtlanmıştır.

Kırmızı et ve özellikle işlenmiş etlerden kaçınılması; bunun yerine meyve, sebze, tahıllar ve baklagiller gibi besin değeri açısından zengin ürünlerin tüketilmesi insan sağlığına kanıtlanmış bir biçimde yararlıdır.

Böyle ani bir beslenme örüntüsü değişimi kişiye zor geliyorsa, beslenme uzmanları mümkün olduğunca sınırlı hayvansal ürünlerinin tüketimini teşvik etmeli ve kırmızı etin tüketimi azaltılmalıdır; yerine balık veya beyaz et tercih edilmelidir.

KIRMIZI ETÇİLER; ERKEKLER, YAŞLILAR VE SİGARA İÇENLER

Fazlaca kırmızı et tüketen kişilere bakıldığında profilin çoğunlukla erkeklerden, yaşlılardan ve sigara içenlerden oluştuğu saptanmıştır. Bu insanların kilolu olma eğiliminde oldukları da aynı çalışmada vurgulanmıştır. Kişilerin et tüketiminden ziyade tehdit eden çok sayıda risk faktörü vardır.

Aynı zamanda İngiltere’de yapılan araştırmalar vejetaryenlerde, diyabet, böbrek taşı ve yüksek tansiyon gibi diğer yaygın hastalık oranlarının daha düşük olduğunu gösteriyor.”